“GİRİN SUYA, BAŞTAN OYNUYORUZ!”

Adana Demirspor, 1940’lı yıllarda, “Su Topu Takımı” kurar. Takımın başına, o yıllarda yirmili yaşlarında olan Muharrem Gülergin getirilir. Olanaksızlık nedeniyle, DSİ’nin Su Kanalları’nda antrenman yaptırır, Adana’nın Gençleri’ne.

Çukurova Şampiyonu olurlar. İstanbul Moda Havuzu’nda, Türkiye Finalleri’ne katılırlar. Otel parası olmadığı için otobüste konaklamakta olan Takım, Final’e kalır. Antrenör ve Takım Kaptanı olan Muharrem’in parmağı kırılmıştır. Buna rağmen; oynar ve Final Maçı’nda, Rakip Takımı 7-6 yenerler.

Yenilen, dolayısıyla Türkiye Şampiyonu olamayan Rakip, “Takım Kaptanı, eli sarılı olarak oynadı” diye maç sonucuna itiraz eder.

Muharrem Gülergin, kırık parmağındaki sargıyı çıkarır ve Takım Arkadaşları’na şöyle seslenir:
“Tamam Lan! Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”

Bu kez, maçı 12-0 kazanırlar ve Türkiye Şampiyonu olurlar…

Bir azim destanı… Bir yapıcı hırs efsanesi… Bir liderlik enerjisi örneği… Bir takım ruhu öyküsü… Bir adanmışlık yaşanmışlığı…

Bir pes etmeme kararlılığı… Bir motivasyon dersi…

Yönetici olsaydım, Yönetim Kurulu Salonu’nun bütün duvarlarına bu mesajı yazardım: “Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”. Büyük harflerle, hem de…

Zor ve zorlayıcı koşullar altında dahi, psiko-sosyal gücünüzün zorlanmaması için; kendinize ve çevrenize, Muharrem Gülergin’in “motivasyon aşısı”nı yapınız: “Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

HER EV’E LÂZIM: “POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYE”

Şu, aylardır yaşamakta olduğumuz COVID-19 Küresel Salgını günlerinde, “Her Ev’e Lâzım” olan bir “Psikolojik Durum” var: Pozitif Psikolojik Sermaye…

Aslında, yalnızca her ev’e değil; herkese, her gruba, her ilişkiye, her iletişime, her iş yerine, her kurum ve kuruluşa, bütün gerçek ve sanal ortamlara da lâzım. Çok lâzım, hem de…

Psikoloji, “davranışların arkasında yatan duyguları, düşünceleri, bilişsel (zihinsel) süreçleri ve tutumları inceleyen bilim dalı”dır.

Pozitif Psikoloji; “bireylerin pozitif kişilik özelliklerini, pozitif duygularını ve bunları açığa çıkaran unsurları bir bütün olarak inceleyen yaklaşım”dır. “Bireylerin, grupların ve kurumların gelişimine katkı sağlayan süreçlerin incelenmesi” biçiminde de tanımlanabilir.

Adı geçen yaklaşım doğrultusunda ortaya çıkan “Pozitif Psikolojik Sermaye” kavramı, 2007 yılında gündeme gelmiştir. “Bireylere değer yaratacak, fayda sağlayacak ruhsal durumlar bütünü” olarak adlandırılmaktadır.

Bir “bileşke kavram” olan Pozitif Psikolojik Sermaye’nin bileşenleri (boyutları) şunlardır:
. Öz Güven / Öz Yeterlilik
. Umut
. İyimserlik
. Dayanıklılık / Esneklik

Öz Güven / Öz Yeterlilik; bireyin, belli sonuçlara ulaşabilmek için “bilişsel (zihinsel) kaynakları”nı harekete geçirebilme yetkinliğine duyduğu inançtır. Kendini, kendi kendine motive edebilme özelliğidir (yüksek “içsel motivasyon”).

Umut; bireyin, hedef(ler)ine ulaşabilmesi için istekli olması ve gerektiğinde bunun için yeni yollar belirleyebilme enerjisidir. “Başarma gücü”nü besleyen umut, “engelleri ve engellemeleri aşmaya yönelik olan psikolojik doku”dur. Olumsuzluklara rağmen, yola devam edebilmeyi kolaylaştıran “motivasyonel durum”dur.

İyimserlik; bireyin, pozitif olayları; içsel, kalıcı ve genellenebilir nedenlere bağlayan bir açıklama biçimi kurgulamasıdır. Hedefe ve hedefin gerçekleşmesine yönelik “yapıcı beklenti”dir. Başarısızlıkları sıçrama tahtası olarak kullanabilmek ve başarılı olabilmek için geliştirilen pozitif düşüncedir.

Dayanıklılık / Esneklik; bireyin; zorluk, belirsizlik, başarısızlık ya da artan sorumluluk gibi büyük ölçekli değişikliklerle ve sorunlarla karşılaştığında; bunlara göğüs gerebilme, bunlarla baş edebilme ve kendini toparlayabilme kapasitesidir.

Pozitif Psikolojik Sermaye yetmezliğinin “psiko-yıkıcı” ara sonuçları, şunlardır:
. Tükenmişlik (psiko-sosyal aşırı bitkinlik)
. Öğrenilmiş Çaresizlik (başarısızlığı baştan kabullenmek)

Bu ara sonuçlar; çok daha olumsuz bir dizi psikolojik ve psiko-sosyal hastalığı, “zincirleme reaksiyon” biçiminde tetiklemektedir.
Dahası; Pozitif Psikolojik Sermaye yetmezliğinin “psiko-yıkıcı” ara sonuçları ve bunların tetiklediği zincirleme psikolojik / psiko-sosyal hasar, ne yazık ki, “bulaşıcı” olmaktadır. Diğer bir anlatımla; söz konusu psikolojik / psiko-sosyal yıkım, diğer insanlara ve çevrelere bulaşmaktadır. Anılan “bulaşma”; insanlarda, gruplarda, ilişkilerde, iletişimde, evlerde, iş yerlerinde, kurum ve kuruluşlarda, bütün gerçek ve sanal ortamlarda yaşanmaktadır.

Unutmayınız ki; bu günlerde, yalnız kendinizin değil, gerçek ve sanal çevrenizdeki insanların ve ilişkilerin de Pozitif Psikolojik Sermaye’sini “şarj etmek” durumundasınız.

Bahaneler arkasına saklanmak, mazeretlerden medet ummak, mantığa bürüme kolaycılığına sığınmak, ilk adımı karşı taraftan bekleme mızıkçılığına kapılmak yok! Pes etmek, yok! İçinde bulunduğumuz koşullarda bile!…

Duygularınıza, düşüncelerinize, bilişsel (zihinsel) süreçlerinize, tutumlarınıza ve davranışlarınıza kolay gelsin…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Her türlü bilgi, istek, önerileriniz için;

Bizimle irtibata geçin, lütfen!