Yaşam Cümlesi’nin “Yüklem İnsanları”

Cümlenin yükünü üstlenen unsurdur, yüklem.

Bazı insanlar, cümlenin yüklem ögesini anımsatır bana.

Bu kişiler, özel yaşamdaki ilişkilerde, yükü yüklenen kişilerdir.

İş yaşantısındaki işlerde ve ilişkilerde, bu bireyler yükümlenir yükü.

Yaşam yükünün altına girerler alçak gönüllülükle; yaşamı yüklenirler, yük değilmişçesine.
Yaşam cümlesini tamamlayan, onların çabasıdır; bu cümlelerin süslediği yaşam kompozisyonda, onların imzası vardır.
Beyinleri yüklenir yaşam sözcüklerinin içeriğini, yürekleri yükümlenir yaşamın özetini.
İşi kolay kılarlar, bu beyinler. İlişkiyi kolaylaştırırlar, bu yürekler.
Eylemsel olmaları; yani, kararları yaşama kararlılıkla dönüştürmeleri ayırır onları diğerlerinden. Düşünmekle, konuşmakla yetinmezler; eyleme geçmekte gecikmezler onlar.
Kendiliklerinden devreye girerler, inisiyatif kullanarak. Kendileri karar vererek harekete geçerler, duraksamaksızın.
Gönüllü bir yükümlenmedir bu. Zorunlu hizmet gibi yaşamaz onlar yaşamı.

Lider ruhludurlar “yüklem insan”lar.
Bir başkasının onları güdülemesine gerek yoktur; iç enerjileri yeter de artar, onları tetiklemek için. Karakterleri yeterlidir onları ateşlemeye; onlar beklemede kalmazlar, birilerinin gelip de onları harekete geçirmesi için.

Ne şanslıyım ki, yaşam tanıştırdı beni böyle insanlarla. Yakından tanıdım onları.
Her şeyden önce, güven duygusudur, size verdikleri. Yükümlendiklerini eksiksiz yerine getireceklerine yönelik güven duygusu. “Yaşam” başlıklı kompozisyonun her cümlesindeki eylemselliği mükemmel bir performansla yüklenecekleri konusunda güven duygusu…

Öncelikle, yaşam enerjisidir, size kazandırdıkları. Yaşamda yüklendiklerini, yük değilmişçesine sırtlayan dinamizmlerinden dalga dalga yayılan enerji… O “Yaşam” özneli cümlelerin her birindeki eylemselliği başarı zirvesine başarıyla taşımalarından beslenen yaşam enerjisi…

Düşünmüşümdür hep:
Olmasaydı yüklem insanlar, ne yapardı acaba yaşamın öznesi?..
Kim yükümlenirdi yaşamı, olmasaydı yüklem insanlar?
Olmasaydı yüklem insanlar, ne kalırdı yaşam cümlesinden geriye?..

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

“GİRİN SUYA, BAŞTAN OYNUYORUZ!”

Adana Demirspor, 1940’lı yıllarda, “Su Topu Takımı” kurar. Takımın başına, o yıllarda yirmili yaşlarında olan Muharrem Gülergin getirilir. Olanaksızlık nedeniyle, DSİ’nin Su Kanalları’nda antrenman yaptırır, Adana’nın Gençleri’ne.

Çukurova Şampiyonu olurlar. İstanbul Moda Havuzu’nda, Türkiye Finalleri’ne katılırlar. Otel parası olmadığı için otobüste konaklamakta olan Takım, Final’e kalır. Antrenör ve Takım Kaptanı olan Muharrem’in parmağı kırılmıştır. Buna rağmen; oynar ve Final Maçı’nda, Rakip Takımı 7-6 yenerler.

Yenilen, dolayısıyla Türkiye Şampiyonu olamayan Rakip, “Takım Kaptanı, eli sarılı olarak oynadı” diye maç sonucuna itiraz eder.

Muharrem Gülergin, kırık parmağındaki sargıyı çıkarır ve Takım Arkadaşları’na şöyle seslenir:
“Tamam Lan! Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”

Bu kez, maçı 12-0 kazanırlar ve Türkiye Şampiyonu olurlar…

Bir azim destanı… Bir yapıcı hırs efsanesi… Bir liderlik enerjisi örneği… Bir takım ruhu öyküsü… Bir adanmışlık yaşanmışlığı…

Bir pes etmeme kararlılığı… Bir motivasyon dersi…

Yönetici olsaydım, Yönetim Kurulu Salonu’nun bütün duvarlarına bu mesajı yazardım: “Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”. Büyük harflerle, hem de…

Zor ve zorlayıcı koşullar altında dahi, psiko-sosyal gücünüzün zorlanmaması için; kendinize ve çevrenize, Muharrem Gülergin’in “motivasyon aşısı”nı yapınız: “Girin Suya, Baştan Oynuyoruz!”…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Her türlü bilgi, istek, önerileriniz için;

Bizimle irtibata geçin, lütfen!