“Yetenek Dönüşüm”üne Hazır mısınız?

Bu Küresel Salgın; Dünya’da da, Ülkemiz’de de sönümlenecek elbette. Birkaç hafta içinde değilse de, birkaç çeyrek (üç aylık dönem) sonrasında -giderek- etkisini yitirecek.
Ekonomik, finansal, psikolojik, sosyolojik, kültürel yıkıntılar; bizlerin tazelenen kararlılık enerjisi ve bileylenen azim gücü ile ortadan kaldırılacak ve hep birlikte yepyeni fırsatlara yelken açacağız…

Salgın sonrasında ayakta kalabilmek ve fırsatların içini doldurabilmek için -kişi ve kurum olarak- “dayanıklı” olmalıyız. Bunun için, “Yetenek Dönüşümü” ne önem ve öncelik vermeliyiz…
İngilizce’de “Reskilling” ve “Upskilling” olarak dile getirilen “Yetenek Dönüşümü”nü -kişi ve kurum olarak- gerçekleştirmeliyiz.

McKinsey’in “İşimizin Geleceği – Dijital Çağda Türkiye’nin Yetenek Dönüşümü” Raporu’nda (Ocak 2020); “Bilişsel Yetkinlikler”, “Sosyal Yetkinlikler” ve “Teknoloji Yetkinlikleri” konularında ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır.

Sekizincisi yapılan “People Make The Brand – İşveren Markası Konferansı”; 2020-2021’de, “Paradigma Kayması” Ana Tema’sı çerçevesinde, altı aylık döneme (Aralık 2020 – Haziran 2021) yayılan dört Oturum’da “Online (Çevrimiçi) Konferans Dizisi” biçiminde düzenlenmekte. Birinci Oturum (“Strateji”), 10 Aralık 2020’de yapıldı. “Yetenek Dönüşümü” konusu, burada da işlendi ve incelendi.

Salgın sonrası dönem; iş yaşamına, “bildiklerimizin ötesinde fırsatlar” sunacak gibi görünüyor. Ne ki; bu fırsatları farkedebilmek ve değerlendirebilmek -kişi ve kurum olarak- “yeteneklerimizin ötesinde yetenekler” ile donanmamızı zorunlu kılıyor.

Peki; nereden başlayalım, kendimizi yeni ve yenileyici yetenekler ile donatmaya?

Her şeyden önce; gerek kişi, gerekse kurum olarak, “kendimizle yetinmemeyi” öğrenerek…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

“Umut Etmek” Yetmez, “Umut İnşa Etmek” Gerek!

İkinci günü’nde bulunduğumuz 2021 Yılı için güzel dilekler yazmaktan ve okumaktan yorulmadınız mı?..

2020 için de öyle yapmıştık, yetmedi demek ki!..

“Umut Etmek”le yetinmek yetmiyor, “Umut İnşa Etmek” gerekiyor.
Umutlarımız; kendilerini, kendi başlarına inşa edemiyorlar, ne yazık ki…
Umutlarımızın içi; kendiliğinden dolmuyor, yaşayarak öğrendiğimiz gibi…
Gerekli olan; Birey için, Aile için, İşyeri için, Meslek için, Sektör için,
Bölge için, Toplum için, Ülke için, Dünya için “Umut İnşası”…
“İyi de, nasıl?” diye soruyor olmalısınız…

Bu sorunun yanıtı şu:
“Umut Tasarımcısı” – “Umut Mühendisi” – “Umut Mimarı” olarak!

Her şeyden önce; Birey, Aile, İşyeri, Meslek, Sektör, Bölge, Toplum, Ülke ve Dünya ölçeğinde; “Psikolojik Bütünlüğümüz”ü sürdürerek ve “Bütünleşik Dayanıklılığımız”ı güçlendirerek.

Akıl, akıldan üstündür; “Ortak Akıl”, hepsinden üstündür!

Günümüz koşullarında; Sanal Ortam’da (örneğin, “Çevrim-İçi Düşünce Platformları” yapılandırarak), “Ortak Akıl Güç Birliği” uygulamaları yapmalıyız.

Dilerim; başta Meslek Örgütleri olmak üzere, Sivil Toplum Kuruluşları, bu girişimlere öncülük etmek için harekete geçerler…

Yükselen beklentiler ile karşıladığımız 2021’i; inşa etmekten üşendiğimiz ya da nasıl inşa edeceğimizi bilemediğimiz, dolayısıyla “İçi Boş Kalan Umutlar” ile boşa harcamayalım!..

Ne dersiniz?..

02.01.2021

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Dayanıklıyım… Dayanıklısın… Dayanıklıyız

Birey, aile, takım, kurum, meslek, sektör ve toplum olarak, her türlü “kriz tablosu”na; her zaman, her anlamda ve her bağlamda, dayanıklı olabilmeliyiz.

“Psikolojik Sermaye, “Psiko-Sosyal Güç”, “Bireysel Kültür”, “Liderlik”, “Proaktif Davranış”, “Stratejik Duruş”, “Operasyonel Yaklaşım”, “Kanıt’a Dayalı Karar Verme”, “Dinamik Hedefleme”, “Esnek Yapı(lanma)”, “Çevik Süreç Akışları”, “Mal / Hizmet Değer Zinciri Yönetimi”, “Sürdürülebilir İlişkiler”, “Finansal Durum”, “Kurum Kültürü”, “Yenilenebilme Kapasitesi” ve “Sürekli Öğrenme” eksenlerinde; dayanıklı olabilmeliyiz, dayanıklı kalabilmeliyiz…

Yineliyorum: Birey, aile, takım, kurum, meslek, sektör ve toplum olarak!..

Neyin Nesidir, Şu “Dayanıklılık”?..
En kısa tanımıyla; dayanıklılık, “VUCA’ya dayanıklı olmak” demektir.
“VUCA”, krizlerin karakteristik özellikleri olan şu “durum”lara işaret etmektedir (bu “durum”ların baş harflerinden oluşmaktadır):

Volatility (Değişkenlik)
Uncertainty (Belirsizlik)
Complexity (Karmaşıklık)
Ambiguity (Muğlaklık)

Bu eksenlerde, “Dayanıklılık Bileşenleri” şöyle özetlenebilir:
– “Normal’e dönme” kapasitesi
– “Zorlayıcı koşullar” ile baş edebilme
– Risklere “karşı durabilme” gücü
– Kriz’e karşı “bireysel – örgütsel bağışıklık”
– Krizde “çözülmeme – çökmeme” özelliği
– “Bütünlüğü’nü sürdürebilme” yetkinliği
– “Kendini onarabilme” konusunda yeterlilik
– “Değişebilme, dönüşebilme ve kendini yenileyebilme” yeteneği

“Dayanıklılık Bileşenleri”; birey, aile, takım, kurum, meslek, sektör ve toplum ölçeklerinin hepsi için geçerlidir…

“Bireysel Dayanıklılık” Üzerine
. Pozitif Psikolojik Sermaye
Özetle; 1) olumlu / yapıcı düşünmek; 2) duyguları ve düşünceleri,
negatif (olumsuz / yıkıcı) inanışlardan – kabullenmelerden arındırmak.

. Bireysel Stres Yönetimi
“Stres dozu”nu, performansı zirveye taşıyacak biçimde ayarlamak.
Bu amaçla yararlanılacak yöntemler arasında; 1) “gevşeme teknikleri” ve 2) “solunum egzersizleri” yer almaktadır.

“Kurumsal Dayanıklılık” Deyince…
“Kurumsal Dayanıklılık”; şu biçimde tanımlanabilir: Olağanüstü durumlarda (örneğin, kriz ortamında); işletme yapı(lanma)sı’nde ve karar – iş – ilişki süreçleri’nde kesinti yaşanmaması duruşudur. Olağanüstü durumlarda ve sonrasında, “misyonu’nu (varlık gerekçesi’ni)” sürdürebilme durumudur.

Kurumsal dayanıklılık için; durumsal farkındalık düzeyinin yükseltilmesi, kurumsal altyapı’nın çok yönlü güçlendirilmesi, “kırılganlıklar”ın yönetilmesi ve yeni koşullara uyum sağlayabilmek açısından değişmek-dönüşmek gereklidir.

. İş Sürekliliği
Kurumsal dayanıklılık açısından belirleyici olan iş sürekliliği’nin tanımı şudur: “İşleri kesintiye uğratan bir olay sonrasında; işletmenin mal / hizmet üretme yetkinliğinin önceden tanımlanmış düzeyde devam edebilmesi için, proaktif ve reaktif planlama yapılması ve eyleme geçilmesi”.
İş sürekliliği ile ilgili olarak, bir uluslar arası standart da bulunmaktadır: “ISO 22301 İş Sürekliliği Yönetim Sistemi”.

İş sürekliliğinin sağlanabilmesi ve sürdürülebilmesi için; “İş Etki Analizi” yapılmalı, uygulanabilir stratejiler geliştirilmeli, eylem planlaması ayrıntılandırılmalı, yapı(lanma) ve işleyiş (süreç akışları) ile ilgili rol dağılımı belirlenmiş ve iş sürekliliği kalite göstergeleri tanımlanmış olmalıdır.

Hepimize; birey, aile, takım, kurum, meslek, sektör ve toplum olarak; “dayanıklı günler” diliyorum…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Örgütsel Çeviklik

Örgütsel Çeviklik, şu demektir: Hız, dinamizm, esneklik, fırsatları ve riskleri gecikmeden yönetme, rakiplerin inovasyon (yenilikçilik) hamlelerine derhal cevap verme, değişime-dönüşüme ayak uydurabilme, dış çevre değişkenlerine uyum sağlayabilme, krizlere dayanıklılık.

Örgütsek Çeviklik Yönetimi; stratejik ve operasyonel çeviklik için gerekli olan a) yapı(lanma)nın ve b) işleyişin sağlanmasına ve sürdürülmesine ilişkin bireysel ve kurumsal yönetim bilgisi ve becerisidir.

Örgütsel Çeviklik yaklaşımının eksenleri (bileşenleri), şunlardır:
1) Farkındalık (Farkına Varma) Çevikliği
Fırsatların ve risklerin gecikmeden farkına varabilmek

2) Karar Çevikliği
“Belirsizlik” koşullarında dahi, zaman kaybetmeden karar verebilmek

3) Eyleme Geçme Çevikliği
“Hedef – kaynak – süreç örtüşmesi”ni zaman yitirmeden akort edebilmek

Çevik Örgütler’in karakteristik özellikleri şunlardır:
• Belirsizliği yönetebilen lider-yöneticiler
• “Dayanıklılık yönetimi” eksenli yaklaşımlar
• Matris yapılanma ve çapraz (birimler arası) takımlar
• “Yalın yönetim” enstrümanları
• “İnovasyon (yenilikçilik) okuryazarlığı” tabanlı uygulamalar
• İçsel motivasyonu yüksek, pozitif psikolojik sermayeli, çözüm esaslı ve sonuç odaklı insan kaynakları
• “Akışkan” rol ve görev tanımlamaları
• Birey ve birim düzeyinde, “hiyerarşi – özerklik dengesi”
• İnisiyatif kullanmaya olanak tanıyan üst – ast ilişkileri
• Çeviklik için gerekli psiko-sosyal altyapıyı güçlendiren “kurum kültür iklimi”

Çevik Örgütler; her an tetikte ve tepki vermeye hazır olan sistemlerdir. “Bekle gör” değil, “Yarını şimdiden ör!” yaklaşımlı örgütlerdir. “Yerinde sayan” değil, “süreli gelişime ve mükemmelliğe kayan” yapılardır. Kendini yineleyen değil, kendini sürekli ve sürdürülebilir biçimde yenileyen canlı organizmalardır.

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

“Garcia’ya Mektup”un Ana Fikri ve COVID-19

Bu “yaşanmış öykü”yü bilirsiniz: ABD – İspanya Savaşı’nda (1898), ABD Cumhurbaşkanı McKinley’in Küba’lı General Garcia’ya yazdığı mektubun, Üsteğmen Rowan tarafından kendisine götürülmesini anlatır.

Garcia’nın nerede olduğu, Garcia’ya nasıl ulaşılacağı konusunda bilgi yoktur. Üsteğmen Rowan; bu bilinmezliklere rağmen, dağlarda ve ormanlarda haftalarca yürüyerek, Garcia’yı bulur ve mektubu kendisine elden teslim eder.

Garcia’ya Mektup’un “Ana Fikir Bileşenleri”, şunlardır diye düşünüyorum:
İnisiyatif kullanma kararlılığı, gönüllülük, göreve adanmışlık ve görev disiplini, risk alma cesareti, stres yönetimi, belirsizlik koşullarında karar verebilme, sorun yönetimi, yaratıcı-yenilikçi düşünebilme, sonuç odaklılık, çözüm esaslılık, zorluklar karşısında çözülmeme.

Bu nitelikler; hangi meslekten olursa olsun, COVID-19 salgını döneminde ve sonrasında, her çeşit ve büyüklükteki Şirketin / İşletmenin Sahibinde ve Yöneticisinde olması gereken karakter özellikleri ve yetkinlikler değil mi?

Salgın sonrası döneme yönelik; gerek genel yaşam biçimine, gerekse iş yaşamı çerçevesine ilişkin olarak, “Yeni Normal” terimi dile getiriliyor. Bu ifade; bugün için, tam bir bilinmezlik!..

Salgın sonrasındaki “oyun kuralları” neler olacak, bu kurallara dayanıklılık nasıl sağlanacak, sektörlerde ve kurum-kuruluşlarda ne ölçüde değişim-dönüşüm zorunlu olacak?..

Kendimizi ve Şirketimizi / İşletmemizi; “Yeni Normal’de Dayanıklılık” anlamında, şimdiden hazırlamak ve güçlendirmek zorundayız.

“Yeni Normal”, Üsteğmen Rowan’ın karakter özelliklerine ve sahada sergilemiş olduğu yetkinliklerine bürünmeden inşa edilebilir mi?

“Yeni Normal”de, Üsteğmen Rowan’ın karakter özellikleri ve sahada sergilemiş olduğu yetkinlikler olmadan; birey ve kurum-kuruluş olarak ayağa kalkılabilir, ayakta durulabilir, ayakta kalınabilir mi?

Önerim şudur:
Yaşamakta olduğumuz “Yeni Normal’e Hazırlık” dönemini, uzaktan (çevrim-içi) eğitimler yoluyla, “Yeni Normal’de Dayanıklılık” konusunda Kendinizi ve Şirketinizi / İşletmenizi güçlendirerek değerlendiriniz.

Öncelikle; Kendinizi, Üsteğmen Rowan’ın yetkinlikler yelpazesi anlamında (Garcia’ya Mektup’un “Ana Fikir Bileşenleri” bağlamında) donatmaya ağırlık veriniz…

Var mısınız?..

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Ruhsal Çöküntü’ye “No Pasaran (Geçit Yok)!”

“Psikolojik Yörüngemiz”i, yapıcı değerlerimiz ve ilkelerimiz ile yaşamımıza anlam katan hedeflerimiz çizgisinden kaydırmakta olan COVID-19 Küresel Salgını; bizleri, Ruh Sağlığımız açısından da kuşatmaya başladı. Bu “Düşman”; birey, aile, grup, işyeri takımı, sivil toplum kuruluşu üyesi olarak; bizlerin psikolojik direncimizi ve dayanma gücümüzü de hasta etmeye kalkışıyor.

Bir “Çok Yönlü Kuşatma” yaşatıyor bize, şu SARS-CoV-2 Virüsü…

Virüsün, psikolojimizi de yıkıma uğratmasına seyirci kalacak olursak, kendimizi “ruhsal çöküntü çukuru’nun dibinde” bulabiliriz…

Ruhsal çöküntü, ağırlıklı olarak; kendini değersiz hissetme, kendine güvenin yitirilmesi, yaşamın anlamsız gelmesi, hiç bir şeyden zevk al(a)mama, düşüncelere ve duygulara karamsarlığın ve umutsuzluğun çöreklenmesi anlamına gelmektedir.

Küresel Salgın’ın psikolojimizi, bilişsel (zihinsel) süreçlerimizi ve ruhumuzu kuşatmaya da girişmesi karşısında; hepimiz, “No Pasaran (Geçit Yok)!” yaklaşımını sergileyebilmeli, bu yaklaşımın yaşayan örneği olabilmeliyiz…

“No Pasaran (Geçit Yok)!”; 1. Dünya Savaşı’ndan, İspanya İç Savaşı’na kadar yayılan savaş coğrafyası’nda gündeme gelmiş olan bir “Direniş Sloganı”dır. Düşmana teslim olmama konusundaki “Kararlılık İmzası”dir. Düşmanı yenme psikolojisinin temellerini oluşturan “İnanmışlık ve Azim Simgesi”dir.

Destansı “Antep Savunması”, sözcüklerin ötesindeki güç koşullarda, yaklaşık onbir ay sürmüştür.
Efsaneleşen “Leningrad Savunması”, aklın alamayacağı zorluklar içinde, ikibuçuk yıl devam etmiştir.

“Psiko-Bağışıklık Sistemimiz”i güçlendireceğiz… Başkası düşünülemez!.. Dayanacağız… Başka yolu yok!.. Direneceğiz… Başkası, bizlere yakışmaz!..

Virüs’ün ruh sağlığımızı da hasta etmesine ve bulaşıcı olan ruhsal çöküntü salgınına da neden olmasına “No Pasaran (Geçit Yok)!”…

İnanmak istemediğimiz, aklımızı başımızdan almakta olan günlük salgın istatistikleri; gün gelecek, “sıfır”a komşu olacak. O güne kadar, virüs’ün psikolojimizi de kemirmesine “No Pasaran (Geçit Yok)!”…

Psikolojik gücümüzün “raf ömrü”, şu sorunun yanıtına indekslenmiş gibi görünüyor:
Maske’den Ne Zaman Kurtulacağız?

Bu sorunun yanıtı; büyük ölçüde, COVID-19 Aşısı’nın etkililiği ve güvenilirliği ile -aynı derecede belirleyici unsur olan- “Aşı’nın Lojistik Sistemi’nin Yönetimi”nin etkililiğine ve güvenilirliğine bağlı! Diğer bir anlatımla; Aşı’nın kısa vadede üretilebilen miktarı ve bedeli açısından ulaşılabilirliği ile taşıma ve depolama koşullarının elverişliliği de, belirleyici olacaktır.

Türkiyemiz’deki on milyonlarca ve Dünyamızdaki milyarlarca insanın tamamına (%100’üne) “Aşılanarak Bağışıklık” kazandırılması mümkün olmasa dahi; bu Küresel Salgın, “En kötümser Senaryo”ya göre, 2022’nin ilk çeyreğinin sonunda (Mart 2022’de) sönümlenecektir. Matematiksel modellemeler, istatistiksel analizler ve yapay zekâ algoritmaları; “Aşı Etkisi”nden arındırılmış hesaplamalarda bile, “Maske Takmaktan Kurtulmak” için -en kötümser öngörü olarak- bu tarihe işaret etmektedir.

Aralık 2020’deyiz. Mart 2022’ye kadar; önümüzde, “dişimizi ve maskemizin ipini sıkmamız gereken” tam 15 ay var…

Sözcüklerin psikolojik etkisi, sandığımızdan büyüktür. “Tam 15 ay var” ifadesini, büyük bir olasılıkla, gözünüzde büyütmüş olmalısınız. Oysa; “Yalnızca 15 ay var” demiş olsaydım, bu zaman dilimini kabullenmeniz kolaylaşacaktı. Öyle değil mi?

Onbeş aylık süre, sınırlılıklara ve kısıtlılıklara katlanılamayacak kadar uzun değil ki!. Anımsayınız lütfen; Mart 2020’den bugüne kadar, 10 aydan beri, türlü-çeşitli sınırlılıklar ve kısıtlılıklar ile yaşamıyor muyuz zaten?..

Sadece 15 ay… Hepsi hepsi 15 ay… O da; “Aşı Etkisi”nin hesaba katılmadığı, en kötümser senaryo’daki süre kestirimi…

Bilişsel (zihinsel) dayanıklılığımızı, psikolojik direncimizi, ruh gücümüzü; 15 aylık zaman dilimine yayacak biçimde “idareli kullanmalıyız”.

Psikolojimizi, 15 ay daha dayanacak; ruh sağlığımızı, 15 ay daha hastalanmayacak biçimde “akort etmek” durumundayız.

Sıkalım lütfen, 15 ay daha; dişimizi ve maskemizin ipini.
Ruhsal Çöküntü’ye “No Pasaran (Geçit Yok)!”…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

“Umut”tur, Ufku(nuzu) Aydınlatan

Yalnızca bireyler için mi geçerlidir, bu yazının başlığı?

Bana soracak olursanız; Aileler, Gerçek ve Sanal Gruplar, Şirketler, Sektörler, Kurum ve Kuruluşlar, Toplum Kesimleri, Milletler ve Devletler için de geçerli, bu başlık.

Kriz dönemlerinde; “psikolojik bütünlüğünüz” hasar görebilir, ciddi ölçüde yıkıma uğrayabilir.
Merak etmeyiniz; zaman alacak olsa da, kendinizi toplayabilir, psikolojik bakımdan tekrar ayağa kalkabilirsiniz. Her şeye rağmen, ufkunuzdan vazgeçmeyiniz ve umudunuzu yitirmeyiniz; yeter ki!..

Hayal etmekten geri kalmayınız. Psikolojinizi, pozitif (olumlu / yapıcı) hayaller ile beslemeye özen gösteriniz. Bireysel ufkunuzu, uğruna çaba harcamaya değer bulduğunuz hayaller ile oya gibi, dantel gibi işlemeye önem veriniz. Özellikle, kriz günlerinde…

Hayallerinizi ötelemeyiniz, ertelemeyiniz; hayal etmeyi kriz sonrasına bırakmayınız. Bu hayalleri gerçekleştirecek olan, sizsiniz! Umudunuzu yitirmediğiniz sürece; bunu, kriz döneminde de başarabilirsiniz…

“Liderler’in karakteristik özellikleri”; yüzlerce unsurdan oluşan, uzun bir listedir. Bir lider’in en belirgin özelliği şudur: Hayalci Olmadan, Hayal Edebilmek…

Bu ifade; ilk bakışta, “kendi içinde çelişkili” gelebilir. Hiç de öyle değil, aslına bakacak olursanız. Hayal ederken; gerçekçilikten uzaklaşmamanın, gerçeklerden kopmamanın, gerçeklere rağmen hayal edebilme gücünün altını çiziyor, bu anlatım.

Aslında; liderler, hayal etmezler. Liderler; hayal kurarlar, hayal kurgularlar, hayal tasarlarlar, hayal inşa ederler. Onlar, ufukta resmini çizdikleri hayallerine inanırlar ve çevrelerini de bu hayale inandırırlar.

Liderler, birer “Düş Mühendisi”dirler. Hayalleri; ete-kemiğe büründürür, yaşanan gerçeklere dönüştürürler. Bu süreçte; lider’i -her güçlüğe rağmen- “şarj eden” öncelikli unsur, “umut”tur. “Umut”tur, liderin ufkunu aydınlatan. “Umut”tur, en zor zamanlarda dahi, lider’in “şarj aleti”…
“Lider” olmak zorunda değilsiniz, tabii ki. Lider olmasanız da; “umut”tur, ufkunuzu aydınlatacak olan.

Unutmayınız ki; umudunuz kararacak olursa, ufkunuz da kararacaktır…

Dilerim ki; ufkunuz ve “ufuk umudunuz” aydınlık olsun, aydınlık kalsın…

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

“Pozitif (Olumlu / Yapıcı) Düşünce Kaldıracı”: Kendini Gerçekleştiren Kehanet

“Kehanet”; “bir olayın gerçekleşeceğini önceden bilme, gelecekte olacak olanı tahmin etme” çerçevesinde tanımlanmaktadır.

“Kendini Gerçekleştiren Kehanet” yaklaşımı’nın temelinde; “inançların ve düşüncelerin, davranışlara yansıması ve davranışlarda -öngörülerin gerçekleşmesini tetikleyecek yönde ve düzeyde- değişikliğe yol açması” yatmaktadır.

İnandığımız şeyin farkında olmadan davranışlarımıza yansıdığını; bu yansımanın sonucunda, çevremizdekilerin davranışlarının bizim öngörülerimiz doğrultusunda biçimlendiğini ifade eden “sosyal psikoloji teorisi”nin ürünüdür. “Bir durumun yanlış tanımının, bu tanımlama doğrultusunda davranışa yol açması nedeniyle; başlangıçta yapılan yanlış tanımın gerçekleşmesi” olarak özetlenmektedir.

Bilimsel Literatür’e 1948’de girmiş olan Kendini Gerçekleştiren Kehanet; çoğunlukla, “negatif (olumsuz yönü / yıkıcı yanı) açısından ele alınmıştır: “Kişinin ‘negatif düşünme eğilimi’ nedeniyle, başına gelmesinden korktuğu şeylerin başına gelmesi durumu” olarak incelenmiştir. Burada; “negatif kehanet’in gerçekleşmesi”ne neden olan, yalnızca “negatif düşünce” değil; “negatif düşünce’nin biçimlendirdiği negatif davranış” ve bu davranışın yansımasının sonuçlarıdır.

Kişilik özellikleri ağırlıkla “kötümser” olanlar, yaşamda başlarına hep kötü şeylerin geleceğine inanırlar. Anılan olumsuz düşüncelerinin yönlendirdiği davranışlar kalıpları, bir paratonerin yıldırımı çekmesi gibi, adı geçen “kehanet”lerin gerçekleşmesi olasılığını yükseltir. Başka bir anlatımla; kendini gerçekleştiren kehanet, kişinin farkında olmadan sergilediği olumsuz davranışların, “kötümser kehanet’in gerçekleşmesine davetiye çıkarması”dır…

Örneğin; “kendisine saygı duyulmadığı”nı düşünen bir kişi, gerçekte böyle bir durum söz konusu olmasa dahi -bu “algı”sı nedeniyle- çevresindeki insanların tavırlarını saygısızlık biçiminde algılayacak ve bu yönde tepki verecektir. Söz konusu tepkisi, çevresinde ona karşı olumsuz yaklaşım ve davranışlara yol açacaktır. Sonuçta, “kehanet”i gerçekleşmiş olacaktır.

“Korktuğum, Başıma Geldi!” Deyimi, bir ölçüde, bu olgunun altını çizmektedir. “Sakınılan Göze, Çöp Batar” Atasözü, bir bakıma, sözü edilen olguya da işaret etmektedir.

HAYDİ; GELİNİZ, “KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET”İ
“POZİTİF (OLUMLU / YAPICI) DÜŞÜNCE KALDIRAÇI” OLARAK KULLANALIM…

İnançlar ve düşünceler, davranışları biçimlendirmekte ve davranışlarda -öngörülerin gerçekleşmesini tetikleyecek yönde ve düzeyde- değişikliğe yol açmakta olduğuna göre; Kendini Gerçekleştiren Kehanet, “pozitif kaldıraç” olarak da kullanılabilir!

“Bugün, güzel bir gün olacak”, “Ufkumu genişletmekten vazgeçmeyeceğim”, “Hedeflerime doğru, kararlılıkla ilerleyeceğim”, “Hatalarımı bundan böyle tekrarlamayacağım”, “Bu sefer, başaracağım”, “ ‘Kriz’ ve ‘fırsat’ kavramları’nın iç içe ve birbirine geçişli olduğunu unutmayacağım ”, “Her gün, kendime yatırım yapacağım”, “Fırsatlardan yararlanmayı öğreneceğim”, “Sorunları, ‘yaşam becerileri biley taşı’ olarak kabul edeceğim”, “Yaşam becerilerimi geliştireceğim”, “Bu ilişkiyi, çalkantılara karşın sürdürebileceğim”, “Önceliklerime odaklanacağım”, “Kendimi ‘çıkmaz sokak’ta bulursam, bir ‘çıkış yolu’ bulacağım”, “Güvendiğim insanların ve çevrelerin bana yardımcı olmasına izin vereceğim”, “Başarısız olursam, ders almış olacağım”, “Güçlükler karşısında pes etmeyeceğim”, “Bildiğim yöntemler yeterli olmadığında, yeni yollardan yürümeyi deneyeceğim”, “İçimdeki ‘cevher’i kuyumcu titizliğiyle işleyeceğim”, “İnsanlara ve ilişkilere değer katacağım”, “Kendimi sürekli güçlendireceğim”, “Zamanımı akılcı kullanacağım”, “Zorluklara rağmen, yoluma devam edeceğim”, “Öğrenilmiş çaresizlik kapanı’na kısılmayacağım”, “Karanlığa söveceğime, bir mum yakacağım”…

Bu tür pozitif düşünceler ve bu türev pozitif inanmışlıklar; “Kendini Gerçekleştiren Kehanet Kaldıraçı” üzerinden, “Gerçekleşen Pozitif Kehanetler”e dönüşecektir.

Nasıl mı?

Pozitif düşünceler ve pozitif inanmışlıklar, “pozitif davranış biçimleri”ne dönüşecektir. Gerek bu olumlu / yapıcı davranışlar, gerekse bunların çevreye yansıması ve çevredekilerin olumlu / yapıcı davranışlarında yankılanması; sözü edilen pozitif düşünce ve inanmışlıkların, yaşanan gerçeklere dönüşmesini sağlayacaktır.

Yeter ki; bilincinizi ve bilinçaltınızı, negatif düşüncelerden ve olumsuz / yıkıcı kabullenmelerden arındırınız…

Pozitif düşünmeye, “bilişsel (zihinsel) süreçlerimi, negatif düşüncelerden ve olumsuz / yıkıcı kabullenmelerden arındıracağım. Hemen, şimdi!” diyerek başlayabilirsiniz.

Haydi!..

Prof. Dr. İsmail ÜSTEL

iletişim için: ismail@ceviksirket.com

Her türlü bilgi, istek, önerileriniz için;

Bizimle irtibata geçin, lütfen!